24 Aralık 2025 Çarşamba

Elektrik Pik Yönetimi

1.Giriş 

Elektrik enerjisi, modern medeniyetin sürekliliğini sağlayan temel altyapı unsurlarından biridir. Sanayi üretiminden sağlık hizmetlerine, ulaşım sistemlerinden dijital iletişim ağlarına kadar çağdaş yaşamın tüm bileşenleri, kesintisiz ve güvenilir elektrik arzına bağımlıdır. Ancak bu bağımlılık, elektrik sistemlerinin zamansal açıdan sabit bir yük altında çalıştığı anlamına gelmemektedir. Aksine, elektrik talebi gün içerisinde, mevsimler arasında ve sosyoekonomik koşullara bağlı olarak önemli ölçüde dalgalanmaktadır. Bu dalgalanmalar içerisinde, talebin kısa süreli ancak keskin biçimde yükseldiği anlar elektrik pikleri olarak adlandırılmaktadır. Pik anları, yalnızca yüksek tüketim seviyelerini değil; aynı zamanda enerji sistemleri açısından yüksek maliyet, yüksek risk ve yüksek çevresel etkiyi de beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla piklerin etkin biçimde yönetilmesi, enerji sistemlerinin yalnızca mevcut performansını değil, uzun vadeli sürdürülebilirliğini de belirleyen kritik bir faktördür. 

Bu bağlamda elektrik pik yönetimi, klasik anlamda bir mühendislik uygulamasının ötesine geçerek; ekonomik optimizasyon, çevresel koruma, dijitalleşme ve stratejik planlamayı bir araya getiren bütüncül bir enerji yönetimi yaklaşımı olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Bu çalışmada; elektrik pik kavramı ayrıntılı biçimde ele alınmakta, pik yönetiminin ekonomik, teknik ve çevresel gereklilikleri analiz edilmekte, talep tarafı yönetimi ve yük kaydırma gibi yöntemler akademik bir çerçevede incelenmektedir. 

Enerjinin En Kritik Anı: Talebin Zirve Noktası 

Elektrik pikleri, enerji tüketiminin ortalama veya baz yük seviyelerinin belirgin biçimde üzerine çıktığı kısa süreli zaman dilimleri olarak tanımlanmaktadır. Bu zaman aralıkları, elektrik şebekesinin en yüksek stres altında olduğu anlardır ve sistemin teknik sınırlarına yaklaşmasına neden olmaktadır. 

Elektrik pikleri genellikle şu koşullar altında ortaya çıkmaktadır: 

Ø  Sabah saatlerinde sanayi tesisleri, ofisler ve ulaşım altyapısının eş zamanlı devreye girmesi,

Ø  Akşam saatlerinde konutlarda aydınlatma, ısıtma-soğutma ve evsel cihaz kullanımının artması,

Ø  Aşırı sıcak yaz günlerinde klima sistemlerinin yoğun çalışması,

Ø  Aşırı soğuk kış koşullarında elektrikli ısıtma yüklerinin devreye girmesi,

Ø  Sanayi bölgelerinde yüksek güçlü makinelerin eş zamanlı çalışması durumlarında. 

Bu koşullar altında oluşan pik talep; enerji altyapısı açısından en pahalı, en zor yönetilen ve en riskli yük türü olarak kabul edilmektedir. Çünkü şebeke, bu kısa süreli zirveleri karşılayabilmek için yüksek kurulu güce sahip olacak şekilde tasarlanmak zorundadır. 

Ülkemizde, 2022 yılında en yüksek talep 52.286 MWh, 2023 yılında en yüksek talep 55.150 MWh ve 2024 yılında en yüksek talep bir önceki yıla göre yüzde 6,46 artarak 58.710 MWh olarak gerçekleşmiştir (Şekil 1). 2025 yılında ise 60 bin MWh’leri görmüştür. 120.000 MW olan toplam kurulu güç kapasitesinin yaklaşık yarısı gerçekleşebilmiştir. 


                             Şekil 1. Türkiye Ani Puantının Yıllar İtibariyle Gelişimi (Kaynak: TEİAŞ) 

Yıllar içerisinde kurulu güç miktarları çok fazla artmasına rağmen kapasite kullanım oranları hep düşük kalmıştır. Santraller verimli ve tam yükte çalıştırılamamış, revizyon ve rehabilitasyonlar artmıştır. En yüksek puant miktarları da 55.000-60.000 MW düzeylerinde kalmıştır. 

Pik Yönetiminin Gerekliliği ve Önemi 

Elektrik maliyetleri, birçok işletme ve tesis için yalnızca toplam enerji tüketimine değil, aynı zamanda en yüksek talep edilen güç seviyelerine bağlı olarak belirlenmektedir. Dağıtım ve iletim şirketleri, pik talep değerlerini esas alarak talep bedelleri, kapasite ücretleri ve cezai yaptırımlar uygulamaktadır. 

Etkili bir pik yönetimi stratejisi sayesinde; talep bedelleri önemli ölçüde azaltılabilmekte, işletme maliyetleri optimize edilmekte, enerji bütçeleri daha öngörülebilir hale gelmekte ve yeni altyapı yatırımlarına duyulan ihtiyaç azalmaktadır. Bu yönüyle pik yönetimi, doğrudan finansal performansı etkileyen stratejik bir karar alanıdır. 

Kontrolsüz pik talep artışları, elektrik şebekesi üzerinde ciddi teknik baskılar oluşturmaktadır. Söz konusu baskılar; gerilim düşümleri, frekans sapmaları, trafo ve iletim hatlarında aşırı yüklenme, ekipman ömrünün kısalması ve bölgesel veya zincirleme elektrik kesintileri gibi sonuçlara yol açabilmektedir. Pik yönetimi, bu riskleri minimize ederek sistemin güvenli, kararlı ve uzun ömürlü çalışmasını sağlamaktadır. 

Pik talep anlarında baz yük santralleri genellikle yetersiz kalmakta, genellikle bu durumlarda fosil yakıtlı, düşük verimli ve yüksek emisyonlu gibi pik santraller devreye girmektedir. Tüm bunlar da, birim enerji başına daha fazla karbon salımı, hava kalitesinin bozulması ve iklim değişikliğinin hızlanması gibi çevresel sonuçlar doğurmaktadır. Piklerin azaltılması veya zamana yayılması, enerji sistemlerinin çevresel sürdürülebilirliğini doğrudan artırmaktadır. 

Elektrik Pik Yönetimi Yöntemleri 

Talep Tarafı Yönetimi (Demand Side Management – DSM) 

Talep tarafı yönetimi; enerji arzını artırmak yerine tüketimi optimize etmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu kapsamda enerji yoğun prosesler pik dışı saatlere kaydırılmakta, akıllı otomasyon sistemleri devreye alınarak, zaman bazlı tarifeler aracılığıyla tüketici davranışı yönlendirilmektedir. DSM, düşük maliyetli ve yüksek etkili bir pik yönetim aracıdır. 

Yük Kaydırma (Load Shifting) 

Yük kaydırma, toplam enerji tüketimini azaltmaksızın, tüketimin zamansal dağılımını değiştirmeyi hedeflemektedir. Özellikle sanayi tesisleri, alışveriş merkezleri ve büyük kampüsler için etkili bir yöntemdir.

Enerji Depolama Sistemleri 

Batarya ve diğer enerji depolama teknolojileri, pik anlarında şebekeden çekilen enerjiyi azaltarak sistem esnekliğini artırmaktadır. Bu sistemler, geleceğin enerji altyapısının temel bileşenleri arasında yer almaktadır. 

Yenilenebilir Enerji Entegrasyonu 

Güneş ve rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklar, pik talebin yerinde karşılanmasını sağlayarak, şebeke üzerindeki yükü hafifletmekte ve karbon emisyonlarını azaltmaktadır. 

Akıllı Şebekeler ve Yapay Zekâ Uygulamaları 

Akıllı şebekeler, gerçek zamanlı veri toplama ve analiz yetenekleri sayesinde talep tahmini ve otomatik yük kontrolünü mümkün kılmaktadır. Yapay zekâ algoritmaları, pik oluşmadan önce tahmin yaparak önleyici aksiyonların alınmasını sağlamaktadır. 


Sektörel Uygulamalar 

Elektrik pik yönetimi, günümüzde yalnızca bir enerji tasarruf yöntemi değil; kurumsal sürdürülebilirlik, ESG (Enviromental, Social, Governance - Çevresel, Sosyal ve Kurumsal Yönetim) performansı, enerji bağımsızlığı ve dijital dönüşümün temel unsurlarından biri haline gelmiştir. 

Sanayi tesislerinde; reaktif güç kontrolü, üretim planlaması entegrasyonu, otomatik yük atma sistemleri, 

Ticari binalarda; akıllı bina otomasyonu, HVAC Optimizasyonu (High Voltage Alternative Current - Yüksek Voltaj Alternatif Akım), aydınlatma senaryoları,

Akıllı şehirlerde; elektrikli araç şarj yönetimi, dağıtık enerji kaynakları, merkezi kontrol merkezleri gibi uygulama alanları bulunmaktadır. 

Sektörel uygulamalar açısından; sanayi tesislerinde üretim planlamasıyla entegre edilen pik yönetimi stratejilerinin rekabet gücünü artırdığı, ticari binalarda akıllı otomasyon sistemlerinin enerji performansını iyileştirdiği ve akıllı şehir uygulamalarında dağıtık enerji kaynaklarının sistem esnekliğini güçlendirdiği görülmektedir. Bu durum, pik yönetiminin yalnızca tekil tesisler için değil, bütüncül enerji ekosistemleri için de kritik bir rol oynadığını göstermektedir. 

Sonuç 

Bu çalışma kapsamında ele alınan elektrik pik yönetimi kavramı, modern enerji sistemlerinin karşı karşıya olduğu yapısal, ekonomik ve çevresel zorlukların merkezinde yer alan stratejik bir konu olarak değerlendirilmiştir. Elektrik talebinin zamansal olarak homojen dağılmaması, kısa süreli ancak yüksek şiddetli talep artışlarının ortaya çıkmasına neden olmakta; bu durum ise enerji altyapısının planlanması, işletilmesi ve sürdürülebilirliği üzerinde belirleyici etkiler oluşturmaktadır. Çalışmanın temel bulguları, elektrik piklerinin yalnızca teknik bir yük sorunu değil; aynı zamanda ekonomik verimlilik, sistem güvenliği ve çevresel sorumluluk boyutlarıyla ele alınması gereken çok katmanlı bir olgu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 

Elektrik pik yönetiminin ekonomik boyutu, enerji maliyetlerinin yapısal bileşimi açısından kritik bir öneme sahiptir. Analizler, toplam elektrik tüketiminden ziyade en yüksek talep edilen güç seviyelerinin, özellikle sanayi ve ticari tesisler için enerji faturalarının büyük bölümünü belirlediğini göstermektedir. Bu bağlamda pik yönetimi uygulamaları, yalnızca kısa vadeli maliyet azaltımı sağlamakla kalmamakta; aynı zamanda uzun vadeli altyapı yatırımlarının ertelenmesine, enerji bütçelerinin öngörülebilir hale gelmesine ve işletmelerin finansal dayanıklılığının artmasına katkı sunmaktadır. Dolayısıyla pik yönetimi, enerji maliyetlerini pasif biçimde karşılamak yerine, aktif ve stratejik olarak yöneten bir yaklaşımın temel bileşeni haline gelmiştir. 

Teknik açıdan değerlendirildiğinde, elektrik piklerinin kontrol altına alınmasının enerji sistemlerinin kararlılığı ve güvenliği açısından vazgeçilmez olduğu görülmektedir. Pik talep anlarında oluşan gerilim düşümleri, frekans sapmaları ve ekipman aşırı yüklenmeleri, yalnızca enerji arzının sürekliliğini tehdit etmekle kalmamakta; aynı zamanda sistem bileşenlerinin ömrünü kısaltarak bakım ve yenileme maliyetlerini artırmaktadır. Bu çalışma, etkin pik yönetimi stratejilerinin, elektrik şebekelerinin daha esnek, dayanıklı ve arıza toleransı yüksek bir yapıya kavuşmasını sağladığını ortaya koymuştur. Bu yönüyle pik yönetimi, enerji sistemlerinin “reaktif” değil, “proaktif” biçimde işletilmesini mümkün kılan temel bir araçtır. 

Çevresel perspektiften bakıldığında, elektrik pik yönetiminin iklim değişikliğiyle mücadelede doğrudan ve dolaylı etkiler oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Pik talep anlarında devreye giren fosil yakıt ağırlıklı ve düşük verimli santraller, birim enerji başına yüksek karbon salımı gerçekleştirmekte; bu durum enerji sektörünün çevresel yükünü artırmaktadır. Piklerin azaltılması, zamana yayılması veya yerinde üretim ve depolama çözümleriyle karşılanması, karbon ayak izinin küçültülmesinde son derece etkili bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda pik yönetimi, yalnızca bir enerji verimliliği uygulaması değil; aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma ve çevresel sorumluluk hedeflerinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmelidir. 

Çalışma kapsamında incelenen talep tarafı yönetim, yük kaydırma, enerji depolama sistemleri, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve akıllı şebeke teknolojileri, pik yönetiminin çok boyutlu ve birbirini tamamlayan araçları olarak öne çıkmıştır. Özellikle yapay zekâ destekli talep tahmin sistemleri ve gerçek zamanlı veri analitiği, pik yönetimini sezgisel karar mekanizmalarından çıkararak bilimsel, ölçülebilir ve otomatik bir yapıya dönüştürmektedir. Bu dönüşüm, enerji yönetiminde dijitalleşmenin ve veri odaklı yaklaşımın kaçınılmazlığını açıkça ortaya koymaktadır. 

Sonuç olarak bu çalışma, elektrik pik yönetiminin modern enerji sistemlerinin geleceğini şekillendiren temel dinamiklerden biri olduğunu ortaya koymaktadır. Pik anlarını başarıyla yöneten enerji sistemleri; daha düşük maliyetli, daha güvenli, daha çevreci ve daha dirençli bir yapıya kavuşmaktadır. Bu bağlamda elektrik pik yönetimi, yalnızca bugünün enerji sorunlarına çözüm sunan bir araç değil; aynı zamanda sürdürülebilir, akıllı ve esnek enerji sistemlerine giden yolun anahtarıdır. 


Piki yöneten, maliyeti yönetir.

Maliyeti yöneten, sistemi yönetir.

Sistemi yöneten ise geleceği şekillendirir.


Yazan: Harun Şahin, Mücahit SAV

Not: Bu yazı, 2025 yılı Aralık ayında Tenva web sitesi için hazırlanmıştır.



22 Aralık 2025 Pazartesi

Türkiye’de HVDC (Yüksek Voltaj Doğru Akım) Teknolojisinin Eksikliği; Teknik, Ekonomik ve Stratejik Önemi

 1. Giriş 

21. yüzyılın ikinci çeyreğine girilirken enerji, yalnızca ekonomik büyümenin değil, aynı zamanda ulusal güvenliğin, sürdürülebilir kalkınmanın ve teknolojik ilerlemenin de temel belirleyicisi haline gelmiştir. Küresel ölçekte enerji arzı ve talebi arasındaki dengesizlik, iklim değişikliği baskısı ve yenilenebilir enerji kaynaklarının hızla yükselen payı, elektrik iletim sistemlerinde köklü bir dönüşüm ihtiyacını gündeme getirmiştir. Bu dönüşümün merkezinde, uzun mesafeli, yüksek kapasiteli ve esnek güç aktarımını mümkün kılan HVDC (High Voltage Direct Current - Yüksek Voltaj Doğru Akım) teknolojisi yer almaktadır. HVDC, klasik Yüksek Voltaj Alternatif Akım (HVAC) sistemlerinin sınırlarını aşarak, daha düşük iletim kayıpları, daha kararlı güç akışı, hızlı kontrol dinamikleri ve enterkonneksiyon kolaylığı sayesinde modern enerji sistemlerinin “omurga teknolojisi” konumuna yükselmiştir. 

Türkiye, hem coğrafi hem jeopolitik konumu itibarıyla Avrupa ile Asya arasında doğal bir enerji köprüsüdür. Ancak hızla artan enerji talebi, kentleşme oranındaki yükseliş ve yenilenebilir enerji kaynaklarının bölgesel dengesizliği nedeniyle elektrik iletim altyapısında ciddi bir dönüşüm ihtiyacıyla karşı karşıyadır. Ülkenin doğu ve güneydoğusunda yoğunlaşan hidroelektrik ve güneş potansiyeli, batı bölgelerinde yoğunlaşan sanayi ve tüketim merkezlerinden yüzlerce kilometre uzakta yer almaktadır. Bu durum, enerji iletiminde uzun mesafelerin aşılmasını zorunlu kılmakta, mevcut Alternatif Akım (AC) sistemlerinde ise ciddi reaktif güç, gerilim düşümü ve kararlılık sorunlarına neden olmaktadır. Ayrıca, rüzgâr ve güneş gibi değişken yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonu, şebeke dengesini korumayı giderek güçleştirmektedir. Söz konusu sorunsallık, Türkiye’nin enerji güvenliği ve arz-talep istikrarı açısından HVDC teknolojisini bir seçenek olmaktan çıkarıp, bir zorunluluk haline getirmektedir.

Bu çalışma, sözü edilen dönüşüm sürecini çok boyutlu biçimde ele alarak, Türkiye’de HVDC sorunsallığının çözümüne yönelik teknik, ekonomik ve stratejik paradigmaları kapsamlı biçimde irdelemektedir. Çalışmada öncelikle HVDC teknolojisinin temel prensipleri, avantajları ve küresel uygulama örnekleri ortaya konulmakta; ardından Türkiye’nin mevcut enerji iletim altyapısı ve kurumsal yapısı çerçevesinde karşılaşılan sorunlar detaylı biçimde analiz edilmektedir. Son olarak, teknik modernizasyon, yatırım planlaması, yerli teknoloji geliştirme ve ulusal enerji politikası eksenlerinde çözüm önerileri sunulmaktadır. Amaç, Türkiye’nin HVDC potansiyelini yalnızca teknolojik bir seçenek olarak değil, enerji güvenliği, sürdürülebilirlik ve bölgesel güç vizyonunun temel taşı olarak değerlendiren bütüncül bir paradigma geliştirmektir. 

2.  HVDC Teknolojisinin Temelleri ve Avantajları 

Elektrik enerjisinin uzun mesafelerde verimli, güvenilir ve ekonomik bir biçimde iletimi, modern enerji sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Klasik HVAC sistemleri, 20. yüzyıl boyunca enerji iletiminde temel paradigma olarak kullanılmış olsa da, artan güç yoğunlukları, yenilenebilir enerji kaynaklarının değişken doğası ve enterkonneksiyon gereklilikleri, HVAC sistemlerinin teknik sınırlarını giderek görünür hale getirmiştir. Bu bağlamda, HVDC teknolojisi, enerji iletiminde yeni bir paradigma olarak öne çıkmış; özellikle uzun mesafeli, yüksek güçlü ve denizaltı iletim hatlarında vazgeçilmez bir çözüm haline gelmiştir. 

HVDC teknolojisi, enerji iletiminde klasik AC paradigmasının ötesine geçerek geleceğin elektrik sistemlerini şekillendiren önemli bir bileşen haline gelmiştir. HVDC’nin temelinde; alternatif akımın doğru akıma dönüştürülmesi (AC/DC dönüşümü) ve iletim sonunda tekrar alternatif akıma çevrilmesi (DC/AC dönüşümü) süreci yer almaktadır. Bu dönüşüm, dönüştürücü istasyonlar (converter stations) aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Dönüştürücü istasyonlar, güç elektroniği elemanları kullanarak enerji akışını çift yönlü, kontrollü ve kararlı biçimde yönetmektedir. 

2.1. HVDC Teknolojisinin Teknik Üstünlükleri 

HVDC’nin teknik üstünlüğü; temel olarak enerji iletiminde verimlilik, kararlılık ve kontrol kabiliyeti alanlarında ortaya çıkmaktadır. Başlıca avantajları şu şekilde özetlenebilir: 

Alternatif akım sistemlerinde meydana gelen reaktif güç ve korona kayıpları, HVDC hatlarında yok denecek kadar azdır. 1000 km üzerindeki mesafelerde HVDC, HVAC sistemlerine kıyasla % 25–40 daha verimlidir. 

HVDC, özellikle deniz altı kablo sistemleri veya yüksek dirençli zemin koşullarında güç aktarımı için en uygun çözümdür. AC hatlarında görülen kapasitif akım sınırlamaları burada ortadan kalkmaktadır. 

HVDC sistemleri, farklı frekans veya fazda çalışan iki şebeke arasında frekans bağımsız enerji aktarımı sağlamaktadır. Bu özellik, Türkiye’nin ENTSO-E ağıyla enterkonneksiyon kapasitesini artırma hedefi açısından stratejik bir avantajdır. 

Güç akışının yönü ve miktarı elektronik olarak anlık biçimde değiştirilebilir. Bu sayede şebeke dengesizlikleri minimize edilerek, enerji arz güvenliği artmaktadır. 

HVDC hatları, bir arıza durumunda enerjiyi hızla keserek sistemin geri kalanını korumaktadır. Bu özellik, özellikle deprem kuşağında yer alan Türkiye için kritik öneme sahiptir. 

HVDC hatları, aynı güç kapasitesi için HVAC hatlarına göre daha az iletken, daha dar koridor genişliği ve daha küçük istasyon alanı gerektirmektedir. Bu durum hem çevresel etkileri azaltmakta hem de arazi kullanım maliyetlerini düşürmektedir. 

2.2. Ekonomik ve Operasyonel Verimlilik 

Enerji iletiminde verimlilik ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda, Alternatif Akım sistemlerinin yerini kısmen Doğru Akım temelli iletim hatları almaktadır. HVDC teknolojisi; özellikle uzun mesafeli ve deniz altı hatlarında, geleneksel AC sistemlerine göre daha düşük iletim kayıpları (% 3 - 4 civarında) ve daha kararlı güç aktarımı sağlamaktadır. 

HVDC sistemleri, ilk yatırım maliyetleri açısından HVAC sistemlerine göre daha yüksek bir finansman gerektirir; ancak uzun vadeli işletme ömrü, düşük kayıplar ve yüksek kullanılabilirlik oranı sayesinde toplam maliyet açısından avantajlıdır. Ortalama 1000 MW kapasiteli bir HVDC hattı, 30 yıllık işletme süresi boyunca % 30’a kadar enerji kaybı azaltımı, % 10 - 15 işletme maliyeti düşüşü ve % 12’ye kadar karbon emisyonu azaltımı sağlayabilmektedir. Bu veriler, HVDC’nin yalnızca teknik değil, ekonomik sürdürülebilirlik açısından da üstün bir yatırım modeli olduğunu göstermektedir. 

2.3. Türkiye Açısından HVDC’nin Stratejik Önemi 

Avrupa Enerji Ağı (ENTSO-E) ile Türkiye arasındaki enterkonneksiyon kapasitesinin güçlendirilmesi yönünde artan uluslararası baskı, HVDC’nin bölgesel enerji entegrasyonunda zorunlu hale gelmesine yol açmaktadır. Özellikle Kıbrıs - Türkiye denizaltı hattı, Karadeniz rüzgâr santralleri bağlantısı ve Akkuyu Nükleer Santrali’nin ulusal şebekeye entegrasyonu gibi projelerde HVDC altyapısı, teknik zorunluluk düzeyinde bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Buna rağmen, Türkiye’de HVDC sistemlerinin gelişimi henüz istenilen düzeye ulaşamamış; mevcut iletim altyapısının AC temelli yapısı, yatırım maliyetlerinin yüksekliği, kurumsal planlama eksiklikleri ve yerli teknoloji yetersizlikleri bu dönüşümün önündeki başlıca engeller olarak varlığını sürdürmektedir. 

Öte yandan, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde belirlenen enerji dönüşüm hedefleri, elektrik iletim sistemlerinin yenilenebilir enerji ağırlıklı bir yapıya evrilmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’de, yenilenebilir kaynak potansiyelinin (özellikle güneş ve rüzgâr) coğrafi olarak dengesiz dağılımı, mevcut AC sistemlerinde yük akışını karmaşıklaştırmaktadır. Dolayısıyla, yenilenebilir enerji kaynaklarının verimli biçimde ulusal şebekeye entegre edilebilmesi için, esnek ve kayıpları minimize eden HVDC altyapısına duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Bu gereklilik, aynı zamanda Türkiye’nin karbon nötr kalkınma vizyonu ve uluslararası rekabet gücü bakımından da belirleyici bir unsurdur. Bu nedenle HVDC sistemleri, ülkenin enerji verimliliği, enerji güvenliği ve arz-talep dengesi açısından stratejik öneme sahiptir. 

3. Türkiye’de HVDC Uygulamalarının Mevcut Durumu 

Türkiye’nin enerji sistemi, son yirmi yılda hızlı bir büyüme ve dönüşüm sürecine girmiştir. Artan nüfus, sanayileşme, kentleşme ve dijitalleşme ile birlikte elektrik talebi sürekli yükselmekte; 2000’li yılların başında 130 TWh civarında olan yıllık elektrik tüketimi, 2025 yılı itibarıyla 380 TWh seviyelerine ulaşmıştır. Bu artış, yalnızca üretim kapasitesinin değil, aynı zamanda iletim altyapısının da yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır. 

Türkiye’de HVDC uygulamalarının mevcut durumu, teknik potansiyelin farkında olunduğu ancak sistematik bir planlama ve uygulama mekanizmasının henüz oluşturulmadığı bir geçiş dönemine işaret etmektedir. Türkiye, bu teknolojiyi sadece enerji iletiminde bir yenilik olarak değil, enerji güvenliği, bölgesel entegrasyon ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından stratejik bir araç olarak ele almalıdır. HVDC, Türkiye’nin enerji altyapısında yeni bir çağın kapılarını aralayacak; ülkeyi yalnızca bölgesel bir enerji köprüsü değil, enerji teknolojilerinde karar verici bir merkez konumuna taşıyacaktır. 

Ancak bu dönüşümün sürdürülebilir biçimde gerçekleşebilmesi için, ulusal HVDC stratejisi oluşturulmalı; teknik, ekonomik ve hukuki düzenlemeler bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ayrıca yerli üretim kapasitesinin artırılması, üniversite - sanayi işbirliğiyle Ar-Ge faaliyetlerinin teşvik edilmesi, pilot uygulamaların başlatılması ve finansman modellerinin çeşitlendirilmesi bu süreçte kritik öneme sahiptir. 

Bugün itibarıyla Türkiye; HVDC teknolojisini uygulama açısından “hazırlık ve geçiş” dönemindedir. Henüz faal bir ulusal HVDC hattı bulunmamakla birlikte, fizibilite aşamasındaki projelerin toplam kapasitesi 6.000 MW’ı aşmıştır. 

3.1. Türkiye’nin Enerji İletim Altyapısının Genel Görünümü 

Türkiye’de elektrik iletim sistemi, büyük ölçüde 400 kV ve 154 kV seviyelerinde işletilen HVAC hatlarına dayanmaktadır. TEİAŞ verilerine göre; 2024 yılı itibarıyla ülke genelinde yaklaşık 74.000 km yüksek gerilim hattı ve 785 trafo merkezi bulunmaktadır. Ancak bu hatların tamamına yakını AC temelli olup, HVDC altyapısı henüz sistematik biçimde yaygınlaştırılamamıştır. 

Mevcut altyapının AC temelli olması, uzun mesafeli iletimlerde reaktif güç kayıpları, gerilim düşümü ve frekans kararsızlığı gibi sorunları beraberinde getirmektedir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki hidroelektrik ve güneş enerjisi santrallerinden batıdaki tüketim merkezlerine yapılan enerji transferlerinde, kayıpların

% 6 - 8’e kadar çıktığı ölçülmüştür. Bu durum, Türkiye’nin enerji verimliliği hedefleriyle çelişmekte ve HVDC altyapısının önemini daha da artırmaktadır. 

3.2. Türkiye’de Planlanan HVDC Projeleri 

Her ne kadar Türkiye’de aktif olarak işletilen tam ölçekli bir HVDC hattı bulunmasa da, çeşitli projeler planlama, fizibilite veya tasarım aşamasındadır. Bu projeler, hem ulusal şebekenin güçlendirilmesi hem de uluslararası enerji entegrasyonu açısından stratejik nitelik taşımaktadır. 

3.2.1 Türkiye–Kıbrıs Enterkonneksiyon Hattı (VSC-HVDC) 

Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki enerji bağlantısı, 2020’li yıllardan itibaren gündemde olan en kritik HVDC projelerinden biridir. Yaklaşık 320 km uzunluğunda denizaltı kablo üzerinden VSC-HVDC teknolojisiyle çalışması planlanan bu hat, 400 - 500 MW kapasite aralığında olacak şekilde tasarlanmıştır. Proje, iki yönlü enerji akışı sağlayarak, Kıbrıs’ın enerji arz güvenliğini güçlendirmeyi ve Türkiye’nin Akdeniz enerji havzasındaki etkinliğini artırmayı hedeflemektedir. Bu hat tamamlandığında, Türkiye’nin ilk fiili denizaltı HVDC bağlantısı olacaktır. 

3.2.2. Akkuyu Nükleer Santrali - Mersin HVDC Bağlantısı 

Türkiye’nin ilk nükleer enerji santrali olan Akkuyu NGS, 4800 MW toplam kapasitesiyle ulusal şebekeye önemli miktarda güç sağlayacaktır. Santralin Mersin - Adana üzerinden ulusal iletim sistemine bağlanmasında, yük dengelemesi ve kararlılık gerekçeleriyle HVDC alternatifinin gündeme geldiği bilinmektedir. Bu kapsamda, TEİAŞ ve proje yüklenicileri tarafından LCC-HVDC tabanlı alternatif bağlantı modelleri değerlendirilmektedir. Özellikle santralin üretim profilinin istikrarlı olması, HVDC bağlantısının teknik olarak uygunluğunu artırmaktadır. 

3.2.3. Karadeniz Rüzgâr Enerjisi HVDC Koridoru 

Karadeniz kıyılarında planlanan deniz üstü rüzgâr santralleri için VSC-HVDC temelli bir iletim koridoru düşünülmektedir. Bu sistem, kuzeydeki yüksek potansiyelli rüzgâr bölgelerini, Marmara Bölgesi’ndeki tüketim merkezlerine bağlamayı amaçlamaktadır. Proje tamamlandığında, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarını HVDC teknolojisiyle entegre eden ilk büyük ölçekli uygulaması olacaktır.

3.2.4. Türkiye – Avrupa Enterkonneksiyon Güçlendirme Projesi 

Türkiye’nin 2015 yılından bu yana ENTSO-E (Avrupa Elektrik İletim Sistemi Operatörleri Ağı) ile olan senkron paralel işletmesi, yüksek yük akışları ve frekans dengesizlikleri nedeniyle sınır kapasitesine ulaşmıştır. Avrupa tarafında HVDC temelli bağlantılar hızla yaygınlaşırken, Türkiye tarafında AC bağlantılar ağırlıktadır. Bu asimetri, sınır ötesi enerji ticaretinde kısıt oluşturmakta ve HVDC ara bağlantılarının (interconnectors) devreye alınmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarında HVDC ara hatları için fizibilite çalışmalarının başlatıldığı bilinmektedir. 

3.3. Bölgesel ve Jeopolitik Perspektiften HVDC İhtiyacı 

Türkiye, Avrupa, Asya ve Orta Doğu enerji koridorlarının kesişiminde yer almaktadır. Bu konum, Türkiye’ye yalnızca enerji geçiş ülkesi olması değil, aynı zamanda bölgesel enerji dengeleyicisi olma potansiyeli kazandırmaktadır. HVDC teknolojisi, bu potansiyelin realize edilmesi için stratejik bir araçtır. 

Örneğin, Irak ve Nahçıvan enerji bağlantılarının HVDC tabanlı olarak planlanması, Türkiye’nin doğu-batı enerji dengesini destekleyecek; aynı zamanda ülkenin transit enerji gelirlerini artıracaktır. Benzer şekilde, Azerbaycan - Gürcistan - Türkiye hattında HVDC bağlantısı, yenilenebilir enerji ticaretinde bölgesel entegrasyonu güçlendirecektir. 

4. Teknik ve Kurumsal Sorunlar 

Türkiye’de HVDC teknolojisinin uygulanması ve yaygınlaştırılması; çeşitli teknik, ekonomik ve kurumsal sorunlarla karşı karşıyadır. 

4.1. Teknik Engeller 

Türkiye’nin mevcut iletim altyapısı, ağırlıklı olarak 380 kV AC hatlarına dayanmaktadır. HVDC dönüşümleri, özel dönüştürücü istasyonları ve kontrol altyapısı gerektirmektedir. 

Teknik açıdan değerlendirildiğinde, mevcut iletim altyapısının AC temelli olması, HVDC entegrasyonunu zorlaştırmakta; dönüştürücü istasyonlarının yüksek yatırım maliyeti, yerli mühendislik ve üretim kabiliyetlerinin sınırlılığı da bu dönüşümü yavaşlatmaktadır. Dönüştürücü istasyonlarının maliyeti, HVDC hatlarının toplam yatırım tutarının % 40’ına kadar çıkabilmektedir. Ortalama yatırım maliyeti, kilometre başına 1,2 - 1,8 milyon USD düzeyindedir. Bu durum, kısa vadeli yatırım kararlarında dezavantaj oluşturmaktadır. Özellikle jeolojik koşullar, yer altı kablo sistemlerinin maliyetini artırmakta; Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki deprem riski, hat güzergâhı seçiminde mühendislik optimizasyonunu kritik hale getirmektedir. 

Türkiye’de, HVDC dönüştürücüleri, yüksek güçlü valf sistemleri ve kontrol ekipmanları büyük ölçüde ithal edilmektedir. Bu durum, teknoloji transferi ve yerli katma değer oranını sınırlamaktadır. 

4.2. Kurumsal ve Yönetsel Engeller 

Kurumsal ve yönetsel düzeyde ise HVDC yatırımlarının önündeki en önemli engellerden biri, ulusal enerji planlamasında HVDC’ye özel bir stratejik yol haritasının bulunmamasıdır. Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından yürütülen uzun dönemli planlarda, HVDC teknolojisi çoğunlukla ikincil bir seçenek olarak ele alınmaktadır. Ayrıca, mevcut mevzuatın ve yatırım teşviklerinin (örneğin YEKDEM mekanizmasının) HVDC altyapı yatırımlarını doğrudan desteklememesi, özel sektörün ilgisini sınırlamaktadır. 

TEİAŞ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve özel yatırımcılar arasında, HVDC yatırımları konusunda bütüncül bir strateji eksikliği vardır. Bu nedenle, mevcut projeler genellikle münferit ve proje bazlı kalmaktadır. Kısa vadeli yatırım politikaları nedeniyle, düşük geri dönüş süreli AC projeleri öncelik kazanmakta; HVDC’nin uzun vadeli faydaları yeterince dikkate alınmamaktadır. 

Elektrik Piyasası Kanunu ve ilgili yönetmeliklerde, HVDC yatırımlarına yönelik özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum, proje onay ve lisans süreçlerinde belirsizlik oluşturmaktadır. Tüm bunların yanı sıra enerji piyasasında üretici - iletim - dağıtım koordinasyonu yetersiz durumdadır. 

5. Çözüm Önerileri ve Stratejik Yaklaşımlar 

Türkiye’nin enerji dönüşüm süreci, yalnızca üretim teknolojilerinin yenilenmesiyle değil, iletim altyapısının da çağın gereksinimlerine uygun biçimde yeniden yapılandırılmasıyla tamamlanabilecektir. Ancak bu teknolojinin Türkiye ölçeğinde sürdürülebilir biçimde uygulanabilmesi; teknik altyapı, finansman, mevzuat, insan kaynağı ve kurumsal koordinasyon alanlarında bütüncül bir dönüşümü gerektirmektedir. 

Türkiye’de HVDC sorunsallığının çözümü için kısa, orta ve uzun vadeli düzeylerde teknik, ekonomik, kurumsal ve stratejik öneriler ortaya konulmaktadır: 

5.1. Teknik Düzeyde Çözüm Önerileri 

Ulusal HVDC Master Planı hazırlanmalıdır. TEİAŞ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve üniversiteler iş birliğiyle hazırlanacak “Türkiye HVDC Strateji ve Uygulama Planı”, öncelikli iletim koridorlarını, yatırım önceliklerini ve teknik standartları tanımlamalıdır. Bu plan, 2050 yılına kadar uzanan bir “enerji iletim vizyonu” sunmalıdır. 

Pilot HVDC projeleri uygulanmalıdır. Türkiye’nin doğu - batı enerji aksında (örneğin Güneydoğu Anadolu - Marmara hattı) 500 - 1000 MW kapasiteli bir pilot HVDC hattı kurulmalıdır. Bu uygulama, teknolojinin yerli mühendislik kapasitesine adaptasyonunu hızlandıracaktır. 

Yerli dönüştürücü ve kontrol sistemleri geliştirilmelidir. Üniversiteler, TÜBİTAK ve özel sektör, HVDC valf sistemleri, kontrol yazılımları ve izolasyon teknolojileri üzerinde Ar-Ge programları yürütülmelidir. Uzun vadede, Türkiye’nin kendi HVDC dönüştürücü istasyonlarını üretebilmesi stratejik öneme sahiptir. 

HVDC - HVAC hibrit sistemler tasarlanmalıdır. Mevcut AC altyapısının tamamen değiştirilmesi yerine, HVAC hatlarının stratejik bölgelerde, HVDC segmentleriyle hibritleştirilmesi teknik geçiş sürecini kolaylaştıracaktır. 

Deprem ve çevresel dayanım standartları oluşturulmalıdır. Türkiye’nin jeolojik koşulları dikkate alınarak, HVDC hatlarının sismik dayanım testleri ve çevresel etki analizleri ulusal standart haline getirilmelidir. 

5.2. Ekonomik ve Finansal Yaklaşımlar 

HVDC yatırımları için özel teşvik mekanizmaları geliştirilmelidir. Yenilenebilir enerji yatırımlarına sağlanan YEKDEM benzeri bir “HVDC Destek Mekanizması” oluşturularak, dönüştürücü istasyon yatırımları için vergi indirimi, düşük faizli kredi ve yatırım garantisi sağlanmalıdır. 

Bölgesel finansman ve karbon kredisi desteği sağlanmalıdır. HVDC projeleri, karbon emisyonlarını azaltıcı etkisi nedeniyle uluslararası yeşil finansman fonları, Dünya Bankası iklim kredileri ve Avrupa Yatırım Bankası destekleri kapsamında değerlendirilebilmektedir. 

Maliyet - fayda optimizasyon modeli oluşturulmalıdır. Enerji Bakanlığı bünyesinde, HVDC yatırımlarının sistemsel etkilerini (kayıp azaltımı, CO₂ tasarrufu, şebeke dayanıklılığı) analiz eden dinamik bir ekonomik optimizasyon platformu kurulmalıdır. 

5.3. Kurumsal ve Yönetsel Dönüşüm 

“HVDC Ar-Ge ve Uygulama Merkezi” kurulmalıdır. TEİAŞ bünyesinde özel birim olarak çalışacak bu merkez, HVDC teknolojisinin ulusal standardizasyonunu, eğitim programlarını ve pilot uygulamalarını yürütecektir. Ayrıca üniversite - sanayi işbirliğinin koordinasyonunu sağlayacaktır. 

Yasal ve düzenleyici altyapı güçlendirilmelidir. Elektrik Piyasası Kanunu’na, “HVDC iletim sistemleri”ne ilişkin açık tanımlar, lisanslama prosedürleri ve yatırım güvence maddeleri eklenmelidir. Böylece yatırımcı için belirsizlik ortadan kaldırılmalıdır. 

İnsan kaynağı geliştirilmelidir. Üniversitelerde “Güç Elektroniği ve HVDC Sistemleri” odaklı lisansüstü programlar açılmalı, TEİAŞ ve özel sektör mühendisleri için sürekli eğitim ve sertifikasyon mekanizmaları oluşturulmalıdır. 

Ulusal veri altyapısı oluşturulmalıdır. HVDC sistemlerinin planlanması, izlenmesi ve entegrasyonu için merkezi bir dijital izleme ve analiz platformu kurulmalıdır. Bu sistem, yapay zekâ destekli yük akışı ve arıza tahmin modellerini içermelidir. 

5.4. Stratejik ve Jeopolitik Yaklaşımlar 

Türkiye’nin enerji merkezine dönüşümü için HVDC altyapısı kullanılmalıdır. Türkiye, Avrupa-Asya enerji ağlarının kesişim noktasında yer aldığı için HVDC enterkonneksiyonları yoluyla bölgesel enerji alışverişinde kilit bir merkez haline gelebilecektir. Kıbrıs, Gürcistan, Irak, Azerbaycan ve Balkan ülkeleriyle kurulacak HVDC hatları, Türkiye’yi “bölgesel enerji platformu” konumuna taşıyacaktır. 

ENTSO-E ile HVDC köprü entegrasyonları güçlendirilmelidir. Avrupa elektrik şebekesiyle sınır ötesi enerji alışverişinde, HVDC back-to-back istasyonlarının kurulması, hem ticaret kapasitesini artıracak hem de frekans kararlılığını güçlendirecektir. 

Yenilenebilir enerji kümelenmeleri, HVDC ağlarıyla bağlanmalıdır. Ege, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’daki güneş ve rüzgâr yoğunluklu bölgeler, batıdaki tüketim merkezlerine, HVDC koridorlarıyla bağlanarak, ulusal bir yeşil enerji omurgası oluşturulmalıdır. 

Enerji diplomasisi araçları güçlendirilmelidir. HVDC projeleri, sadece teknik altyapı yatırımı olarak değil, jeostratejik işbirliği platformları olarak ele alınmalıdır. Türkiye, HVDC üzerinden bölgesel enerji diplomasisini etkinleştirebilecektir. 

2053 Net Sıfır hedefleriyle uyumlu ulusal strateji oluşturulmalıdır. HVDC sistemleri, yenilenebilir enerjinin tam entegrasyonu ve karbon emisyonlarının azaltımı için Türkiye’nin 2053 yılı iklim taahhütlerinin önemli bir bileşeni olmalıdır. 

6. Sonuç 

Dünya genelinde, özellikle Avrupa, Çin ve Kuzey Amerika’da, HVDC altyapılarının yeşil enerji politikalarıyla entegre biçimde yaygınlaşması, Türkiye için de kaçınılmaz bir örnek oluşturmaktadır. Bu küresel eğilim, enerji sistemlerinin artık yalnızca elektrik taşıyan hatlar değil, jeopolitik strateji hatları haline geldiğini açıkça göstermektedir. 

Türkiye’nin enerji sisteminde HVDC’nin stratejik bir bileşen olarak konumlandırılması, ülkenin enerji bağımsızlığına, ekonomik istikrarına ve uluslararası rekabet gücüne de doğrudan katkı sağlayacaktır. Bu bağlamda, “HVDC sorunsallığını çözmek” yalnızca bir teknik mesele değil, ulusal bir vizyon meselesidir. Türkiye, enerji koridoru olmanın ötesine geçip, bölgesel enerji merkezi haline gelmek istiyorsa, bu dönüşümün altyapısını HVDC paradigmaları üzerine inşa etmelidir. 

Bu bağlamda; çalışmada önerilen çözüm ve stratejiler, Türkiye’nin HVDC sorunsallığını çok boyutlu biçimde aşabilmesi için bir yol haritası sunmaktadır. Kısa vadede, pilot HVDC uygulamalarıyla teknik kapasite geliştirilmeli; orta vadede, yerli üretim ve finansman modelleri oluşturulmalı; uzun vadede ise ulusal HVDC omurgası tesis edilerek Türkiye’nin enerji sisteminde yüksek verimli, kararlı ve karbon nötr bir yapı kurulmalıdır. Bu süreçte, devletin düzenleyici kurumları, özel sektör, üniversiteler ve uluslararası finans kuruluşları arasında güçlü bir eşgüdüm mekanizması oluşturulmalıdır. 

Son tahlilde, Türkiye’nin HVDC iletim teknolojisine geçişi, teknik bir devrimden öte stratejik bir medeniyet hamlesidir. Bu hamlenin başarısı, Türkiye’yi yalnızca enerjide kendi kendine yeten bir ülke değil, enerjiye yön veren bir ülke haline getirecektir. 

Kaynakça 

1. CIGRÉ (2021), HVDC Transmission Systems and Technology Review, Paris, International Council on Large Electric Systems, 

2. International Energy Agency (IEA) (2022), Electricity Transmission in Transition: The Role of HVDC Systems. Paris, 

3. TEİAŞ (2023), Türkiye Elektrik İletim Sistemi 10 Yıllık Gelişim Planı (2023 - 2033), 

4. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (2022), Ulusal Enerji Verimliliği Strateji Belgesi 2024, 

5. Kundur, P. (2020), Power System Stability and Control. McGraw-Hill Education, 

6. UCTE/ENTSO-E (2021), HVDC Interconnections and Cross-Border Power Exchange Report. Brussels.



Yazarlar: Mücahit SAV, Harun ŞAHİN

Not: Bu yazı 2025 yılı Aralık ayında TESAB Bülteni için hazırlanmıştır.




Elektrik Dağıtım Sistemlerinde Kayıp Oranları, Bölgesel Farklılıklar, Yapısal Sorunlar ve Politika Önerileri

1. Giriş   Elektrik enerjisi, günümüz dünyasında üretimden tüketiciye kadar uzanan süreçte vazgeçilmez bir unsur olarak, ülkelerin kalkınm...