1. Giriş
21. yüzyılın ikinci
çeyreğine girilirken enerji, yalnızca ekonomik büyümenin değil, aynı zamanda
ulusal güvenliğin, sürdürülebilir kalkınmanın ve teknolojik ilerlemenin de
temel belirleyicisi haline gelmiştir. Küresel ölçekte enerji arzı ve talebi
arasındaki dengesizlik, iklim değişikliği baskısı ve yenilenebilir enerji
kaynaklarının hızla yükselen payı, elektrik iletim sistemlerinde köklü bir
dönüşüm ihtiyacını gündeme getirmiştir. Bu dönüşümün merkezinde, uzun mesafeli,
yüksek kapasiteli ve esnek güç aktarımını mümkün kılan HVDC (High Voltage
Direct Current - Yüksek Voltaj Doğru Akım) teknolojisi yer almaktadır. HVDC,
klasik Yüksek Voltaj Alternatif Akım (HVAC) sistemlerinin sınırlarını aşarak,
daha düşük iletim kayıpları, daha kararlı güç akışı, hızlı kontrol dinamikleri
ve enterkonneksiyon kolaylığı sayesinde modern enerji sistemlerinin “omurga
teknolojisi” konumuna yükselmiştir.
Türkiye, hem coğrafi
hem jeopolitik konumu itibarıyla Avrupa ile Asya arasında doğal bir enerji
köprüsüdür. Ancak hızla artan enerji talebi, kentleşme oranındaki yükseliş ve
yenilenebilir enerji kaynaklarının bölgesel dengesizliği nedeniyle elektrik
iletim altyapısında ciddi bir dönüşüm ihtiyacıyla karşı karşıyadır. Ülkenin
doğu ve güneydoğusunda yoğunlaşan hidroelektrik ve güneş potansiyeli, batı
bölgelerinde yoğunlaşan sanayi ve tüketim merkezlerinden yüzlerce kilometre
uzakta yer almaktadır. Bu durum, enerji iletiminde uzun mesafelerin aşılmasını
zorunlu kılmakta, mevcut Alternatif Akım (AC) sistemlerinde ise ciddi reaktif
güç, gerilim düşümü ve kararlılık sorunlarına neden olmaktadır. Ayrıca, rüzgâr
ve güneş gibi değişken yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonu,
şebeke dengesini korumayı giderek güçleştirmektedir. Söz konusu sorunsallık,
Türkiye’nin enerji güvenliği ve arz-talep istikrarı açısından HVDC
teknolojisini bir seçenek olmaktan çıkarıp, bir zorunluluk haline
getirmektedir.
Bu çalışma, sözü
edilen dönüşüm sürecini çok boyutlu biçimde ele alarak, Türkiye’de HVDC
sorunsallığının çözümüne yönelik teknik, ekonomik ve stratejik paradigmaları
kapsamlı biçimde irdelemektedir. Çalışmada öncelikle HVDC teknolojisinin temel
prensipleri, avantajları ve küresel uygulama örnekleri ortaya konulmakta;
ardından Türkiye’nin mevcut enerji iletim altyapısı ve kurumsal yapısı
çerçevesinde karşılaşılan sorunlar detaylı biçimde analiz edilmektedir. Son
olarak, teknik modernizasyon, yatırım planlaması, yerli teknoloji geliştirme ve
ulusal enerji politikası eksenlerinde çözüm önerileri sunulmaktadır. Amaç,
Türkiye’nin HVDC potansiyelini yalnızca teknolojik bir seçenek olarak değil,
enerji güvenliği, sürdürülebilirlik ve bölgesel güç vizyonunun temel taşı
olarak değerlendiren bütüncül bir paradigma geliştirmektir.
2. HVDC
Teknolojisinin Temelleri ve Avantajları
Elektrik enerjisinin
uzun mesafelerde verimli, güvenilir ve ekonomik bir biçimde iletimi, modern
enerji sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Klasik
HVAC sistemleri, 20. yüzyıl boyunca enerji iletiminde temel paradigma olarak kullanılmış
olsa da, artan güç yoğunlukları, yenilenebilir enerji kaynaklarının değişken
doğası ve enterkonneksiyon gereklilikleri, HVAC sistemlerinin teknik
sınırlarını giderek görünür hale getirmiştir. Bu bağlamda, HVDC teknolojisi,
enerji iletiminde yeni bir paradigma olarak öne çıkmış; özellikle uzun
mesafeli, yüksek güçlü ve denizaltı iletim hatlarında vazgeçilmez bir çözüm
haline gelmiştir.
HVDC teknolojisi,
enerji iletiminde klasik AC paradigmasının ötesine geçerek geleceğin elektrik
sistemlerini şekillendiren önemli bir bileşen haline gelmiştir. HVDC’nin
temelinde; alternatif akımın doğru akıma dönüştürülmesi (AC/DC dönüşümü) ve
iletim sonunda tekrar alternatif akıma çevrilmesi (DC/AC dönüşümü) süreci yer
almaktadır. Bu dönüşüm, dönüştürücü istasyonlar (converter stations)
aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Dönüştürücü istasyonlar, güç elektroniği
elemanları kullanarak enerji akışını çift yönlü, kontrollü ve kararlı biçimde
yönetmektedir.
2.1. HVDC
Teknolojisinin Teknik Üstünlükleri
HVDC’nin teknik
üstünlüğü; temel olarak enerji iletiminde verimlilik, kararlılık ve kontrol kabiliyeti
alanlarında ortaya çıkmaktadır. Başlıca avantajları şu şekilde özetlenebilir:
Alternatif akım
sistemlerinde meydana gelen reaktif güç ve korona kayıpları, HVDC hatlarında
yok denecek kadar azdır. 1000 km üzerindeki mesafelerde HVDC, HVAC sistemlerine
kıyasla % 25–40 daha verimlidir.
HVDC, özellikle
deniz altı kablo sistemleri veya yüksek dirençli zemin koşullarında güç
aktarımı için en uygun çözümdür. AC hatlarında görülen kapasitif akım sınırlamaları
burada ortadan kalkmaktadır.
HVDC sistemleri,
farklı frekans veya fazda çalışan iki şebeke arasında frekans bağımsız enerji
aktarımı sağlamaktadır. Bu özellik, Türkiye’nin ENTSO-E ağıyla enterkonneksiyon
kapasitesini artırma hedefi açısından stratejik bir avantajdır.
Güç akışının yönü ve
miktarı elektronik olarak anlık biçimde değiştirilebilir. Bu sayede şebeke
dengesizlikleri minimize edilerek, enerji arz güvenliği artmaktadır.
HVDC hatları, bir
arıza durumunda enerjiyi hızla keserek sistemin geri kalanını korumaktadır. Bu
özellik, özellikle deprem kuşağında yer alan Türkiye için kritik öneme
sahiptir.
HVDC hatları, aynı
güç kapasitesi için HVAC hatlarına göre daha az iletken, daha dar koridor
genişliği ve daha küçük istasyon alanı gerektirmektedir. Bu durum hem çevresel
etkileri azaltmakta hem de arazi kullanım maliyetlerini düşürmektedir.
2.2. Ekonomik ve
Operasyonel Verimlilik
Enerji iletiminde
verimlilik ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda, Alternatif Akım
sistemlerinin yerini kısmen Doğru Akım temelli iletim hatları almaktadır. HVDC
teknolojisi; özellikle uzun mesafeli ve deniz altı hatlarında, geleneksel AC
sistemlerine göre daha düşük iletim kayıpları (% 3 - 4 civarında) ve daha
kararlı güç aktarımı sağlamaktadır.
HVDC sistemleri, ilk
yatırım maliyetleri açısından HVAC sistemlerine göre daha yüksek bir finansman
gerektirir; ancak uzun vadeli işletme ömrü, düşük kayıplar ve yüksek kullanılabilirlik
oranı sayesinde toplam maliyet açısından avantajlıdır. Ortalama 1000 MW
kapasiteli bir HVDC hattı, 30 yıllık işletme süresi boyunca % 30’a kadar enerji
kaybı azaltımı, % 10 - 15 işletme maliyeti düşüşü ve % 12’ye kadar karbon
emisyonu azaltımı sağlayabilmektedir. Bu veriler, HVDC’nin yalnızca teknik
değil, ekonomik sürdürülebilirlik açısından da üstün bir yatırım modeli
olduğunu göstermektedir.
2.3. Türkiye
Açısından HVDC’nin Stratejik Önemi
Avrupa Enerji Ağı
(ENTSO-E) ile Türkiye arasındaki enterkonneksiyon kapasitesinin güçlendirilmesi
yönünde artan uluslararası baskı, HVDC’nin bölgesel enerji entegrasyonunda
zorunlu hale gelmesine yol açmaktadır. Özellikle Kıbrıs - Türkiye denizaltı
hattı, Karadeniz rüzgâr santralleri bağlantısı ve Akkuyu Nükleer Santrali’nin
ulusal şebekeye entegrasyonu gibi projelerde HVDC altyapısı, teknik zorunluluk
düzeyinde bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Buna rağmen, Türkiye’de HVDC
sistemlerinin gelişimi henüz istenilen düzeye ulaşamamış; mevcut iletim
altyapısının AC temelli yapısı, yatırım maliyetlerinin yüksekliği, kurumsal
planlama eksiklikleri ve yerli teknoloji yetersizlikleri bu dönüşümün önündeki
başlıca engeller olarak varlığını sürdürmektedir.
Öte yandan,
Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı
çerçevesinde belirlenen enerji dönüşüm hedefleri, elektrik iletim sistemlerinin
yenilenebilir enerji ağırlıklı bir yapıya evrilmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’de,
yenilenebilir kaynak potansiyelinin (özellikle güneş ve rüzgâr) coğrafi olarak
dengesiz dağılımı, mevcut AC sistemlerinde yük akışını karmaşıklaştırmaktadır.
Dolayısıyla, yenilenebilir enerji kaynaklarının verimli biçimde ulusal şebekeye
entegre edilebilmesi için, esnek ve kayıpları minimize eden HVDC altyapısına
duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Bu gereklilik, aynı zamanda
Türkiye’nin karbon nötr kalkınma vizyonu ve uluslararası rekabet gücü
bakımından da belirleyici bir unsurdur. Bu nedenle HVDC sistemleri, ülkenin enerji
verimliliği, enerji güvenliği ve arz-talep dengesi açısından stratejik öneme
sahiptir.
3. Türkiye’de HVDC Uygulamalarının Mevcut Durumu
Türkiye’nin enerji
sistemi, son yirmi yılda hızlı bir büyüme ve dönüşüm sürecine girmiştir. Artan
nüfus, sanayileşme, kentleşme ve dijitalleşme ile birlikte elektrik talebi
sürekli yükselmekte; 2000’li yılların başında 130 TWh civarında olan yıllık
elektrik tüketimi, 2025 yılı itibarıyla 380 TWh seviyelerine ulaşmıştır. Bu
artış, yalnızca üretim kapasitesinin değil, aynı zamanda iletim altyapısının da
yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır.
Türkiye’de HVDC
uygulamalarının mevcut durumu, teknik potansiyelin farkında olunduğu ancak
sistematik bir planlama ve uygulama mekanizmasının henüz oluşturulmadığı bir
geçiş dönemine işaret etmektedir. Türkiye, bu teknolojiyi sadece enerji
iletiminde bir yenilik olarak değil, enerji güvenliği, bölgesel entegrasyon ve
ekonomik sürdürülebilirlik açısından stratejik bir araç olarak ele almalıdır.
HVDC, Türkiye’nin enerji altyapısında yeni bir çağın kapılarını aralayacak;
ülkeyi yalnızca bölgesel bir enerji köprüsü değil, enerji teknolojilerinde
karar verici bir merkez konumuna taşıyacaktır.
Ancak bu dönüşümün
sürdürülebilir biçimde gerçekleşebilmesi için, ulusal HVDC stratejisi
oluşturulmalı; teknik, ekonomik ve hukuki düzenlemeler bir bütün olarak ele
alınmalıdır. Ayrıca yerli üretim kapasitesinin artırılması, üniversite - sanayi
işbirliğiyle Ar-Ge faaliyetlerinin teşvik edilmesi, pilot uygulamaların
başlatılması ve finansman modellerinin çeşitlendirilmesi bu süreçte kritik
öneme sahiptir.
Bugün itibarıyla
Türkiye; HVDC teknolojisini uygulama açısından “hazırlık ve geçiş”
dönemindedir. Henüz faal bir ulusal HVDC hattı bulunmamakla birlikte,
fizibilite aşamasındaki projelerin toplam kapasitesi 6.000 MW’ı aşmıştır.
3.1. Türkiye’nin Enerji
İletim Altyapısının Genel Görünümü
Türkiye’de elektrik
iletim sistemi, büyük ölçüde 400 kV ve 154 kV seviyelerinde işletilen HVAC
hatlarına dayanmaktadır. TEİAŞ verilerine göre; 2024 yılı itibarıyla ülke
genelinde yaklaşık 74.000 km yüksek gerilim hattı ve 785 trafo merkezi
bulunmaktadır. Ancak bu hatların tamamına yakını AC temelli olup, HVDC
altyapısı henüz sistematik biçimde yaygınlaştırılamamıştır.
Mevcut altyapının AC
temelli olması, uzun mesafeli iletimlerde reaktif güç kayıpları, gerilim düşümü
ve frekans kararsızlığı gibi sorunları beraberinde getirmektedir. Özellikle Doğu
ve Güneydoğu Anadolu’daki hidroelektrik ve güneş enerjisi santrallerinden
batıdaki tüketim merkezlerine yapılan enerji transferlerinde, kayıpların
% 6 - 8’e kadar
çıktığı ölçülmüştür. Bu durum, Türkiye’nin enerji verimliliği hedefleriyle
çelişmekte ve HVDC altyapısının önemini daha da artırmaktadır.
3.2. Türkiye’de Planlanan
HVDC Projeleri
Her ne kadar
Türkiye’de aktif olarak işletilen tam ölçekli bir HVDC hattı bulunmasa da,
çeşitli projeler planlama, fizibilite veya tasarım aşamasındadır. Bu projeler,
hem ulusal şebekenin güçlendirilmesi hem de uluslararası enerji entegrasyonu
açısından stratejik nitelik taşımaktadır.
3.2.1 Türkiye–Kıbrıs Enterkonneksiyon Hattı
(VSC-HVDC)
Türkiye ile Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki enerji bağlantısı, 2020’li yıllardan
itibaren gündemde olan en kritik HVDC projelerinden biridir. Yaklaşık 320 km
uzunluğunda denizaltı kablo üzerinden VSC-HVDC teknolojisiyle çalışması
planlanan bu hat, 400 - 500 MW kapasite aralığında olacak şekilde
tasarlanmıştır. Proje, iki yönlü enerji akışı sağlayarak, Kıbrıs’ın enerji arz
güvenliğini güçlendirmeyi ve Türkiye’nin Akdeniz enerji havzasındaki
etkinliğini artırmayı hedeflemektedir. Bu hat tamamlandığında, Türkiye’nin ilk
fiili denizaltı HVDC bağlantısı olacaktır.
3.2.2. Akkuyu Nükleer Santrali - Mersin HVDC
Bağlantısı
Türkiye’nin ilk
nükleer enerji santrali olan Akkuyu NGS, 4800 MW toplam kapasitesiyle ulusal
şebekeye önemli miktarda güç sağlayacaktır. Santralin Mersin - Adana üzerinden
ulusal iletim sistemine bağlanmasında, yük dengelemesi ve kararlılık
gerekçeleriyle HVDC alternatifinin gündeme geldiği bilinmektedir. Bu kapsamda,
TEİAŞ ve proje yüklenicileri tarafından LCC-HVDC tabanlı alternatif bağlantı
modelleri değerlendirilmektedir. Özellikle santralin üretim profilinin
istikrarlı olması, HVDC bağlantısının teknik olarak uygunluğunu artırmaktadır.
3.2.3. Karadeniz Rüzgâr Enerjisi HVDC Koridoru
Karadeniz
kıyılarında planlanan deniz üstü rüzgâr santralleri için VSC-HVDC temelli bir
iletim koridoru düşünülmektedir. Bu sistem, kuzeydeki yüksek potansiyelli
rüzgâr bölgelerini, Marmara Bölgesi’ndeki tüketim merkezlerine bağlamayı
amaçlamaktadır. Proje tamamlandığında, Türkiye’nin yenilenebilir enerji
kaynaklarını HVDC teknolojisiyle entegre eden ilk büyük ölçekli uygulaması
olacaktır.
3.2.4. Türkiye – Avrupa Enterkonneksiyon Güçlendirme
Projesi
Türkiye’nin 2015
yılından bu yana ENTSO-E (Avrupa Elektrik İletim Sistemi Operatörleri Ağı) ile
olan senkron paralel işletmesi, yüksek yük akışları ve frekans dengesizlikleri
nedeniyle sınır kapasitesine ulaşmıştır. Avrupa tarafında HVDC temelli
bağlantılar hızla yaygınlaşırken, Türkiye tarafında AC bağlantılar
ağırlıktadır. Bu asimetri, sınır ötesi enerji ticaretinde kısıt oluşturmakta ve
HVDC ara bağlantılarının (interconnectors) devreye alınmasını gerektirmektedir.
Bu çerçevede, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarında HVDC ara hatları için
fizibilite çalışmalarının başlatıldığı bilinmektedir.
3.3. Bölgesel ve
Jeopolitik Perspektiften HVDC İhtiyacı
Türkiye, Avrupa,
Asya ve Orta Doğu enerji koridorlarının kesişiminde yer almaktadır. Bu konum,
Türkiye’ye yalnızca enerji geçiş ülkesi olması değil, aynı zamanda bölgesel
enerji dengeleyicisi olma potansiyeli kazandırmaktadır. HVDC teknolojisi, bu
potansiyelin realize edilmesi için stratejik bir araçtır.
Örneğin, Irak ve
Nahçıvan enerji bağlantılarının HVDC tabanlı olarak planlanması, Türkiye’nin
doğu-batı enerji dengesini destekleyecek; aynı zamanda ülkenin transit enerji
gelirlerini artıracaktır. Benzer şekilde, Azerbaycan - Gürcistan - Türkiye
hattında HVDC bağlantısı, yenilenebilir enerji ticaretinde bölgesel
entegrasyonu güçlendirecektir.
4. Teknik ve Kurumsal Sorunlar
Türkiye’de HVDC
teknolojisinin uygulanması ve yaygınlaştırılması; çeşitli teknik, ekonomik ve
kurumsal sorunlarla karşı karşıyadır.
4.1. Teknik Engeller
Türkiye’nin mevcut
iletim altyapısı, ağırlıklı olarak 380 kV AC hatlarına dayanmaktadır. HVDC
dönüşümleri, özel dönüştürücü istasyonları ve kontrol altyapısı
gerektirmektedir.
Teknik açıdan
değerlendirildiğinde, mevcut iletim altyapısının AC temelli olması, HVDC
entegrasyonunu zorlaştırmakta; dönüştürücü istasyonlarının yüksek yatırım
maliyeti, yerli mühendislik ve üretim kabiliyetlerinin sınırlılığı da bu
dönüşümü yavaşlatmaktadır. Dönüştürücü istasyonlarının maliyeti, HVDC
hatlarının toplam yatırım tutarının % 40’ına kadar çıkabilmektedir. Ortalama
yatırım maliyeti, kilometre başına 1,2 - 1,8 milyon USD düzeyindedir. Bu durum,
kısa vadeli yatırım kararlarında dezavantaj oluşturmaktadır. Özellikle jeolojik
koşullar, yer altı kablo sistemlerinin maliyetini artırmakta; Doğu Anadolu ve
Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki deprem riski, hat güzergâhı seçiminde
mühendislik optimizasyonunu kritik hale getirmektedir.
Türkiye’de, HVDC
dönüştürücüleri, yüksek güçlü valf sistemleri ve kontrol ekipmanları büyük
ölçüde ithal edilmektedir. Bu durum, teknoloji transferi ve yerli katma değer
oranını sınırlamaktadır.
4.2. Kurumsal ve Yönetsel
Engeller
Kurumsal ve yönetsel
düzeyde ise HVDC yatırımlarının önündeki en önemli engellerden biri, ulusal
enerji planlamasında HVDC’ye özel bir stratejik yol haritasının bulunmamasıdır.
Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından yürütülen uzun dönemli
planlarda, HVDC teknolojisi çoğunlukla ikincil bir seçenek olarak ele
alınmaktadır. Ayrıca, mevcut mevzuatın ve yatırım teşviklerinin (örneğin YEKDEM
mekanizmasının) HVDC altyapı yatırımlarını doğrudan desteklememesi, özel
sektörün ilgisini sınırlamaktadır.
TEİAŞ, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı ve özel yatırımcılar arasında, HVDC yatırımları konusunda
bütüncül bir strateji eksikliği vardır. Bu nedenle, mevcut projeler genellikle
münferit ve proje bazlı kalmaktadır. Kısa vadeli yatırım politikaları
nedeniyle, düşük geri dönüş süreli AC projeleri öncelik kazanmakta; HVDC’nin
uzun vadeli faydaları yeterince dikkate alınmamaktadır.
Elektrik Piyasası
Kanunu ve ilgili yönetmeliklerde, HVDC yatırımlarına yönelik özel bir düzenleme
bulunmamaktadır. Bu durum, proje onay ve lisans süreçlerinde belirsizlik
oluşturmaktadır. Tüm bunların yanı sıra enerji piyasasında üretici - iletim - dağıtım
koordinasyonu yetersiz durumdadır.
5. Çözüm Önerileri ve Stratejik Yaklaşımlar
Türkiye’nin enerji
dönüşüm süreci, yalnızca üretim teknolojilerinin yenilenmesiyle değil, iletim
altyapısının da çağın gereksinimlerine uygun biçimde yeniden yapılandırılmasıyla
tamamlanabilecektir. Ancak bu teknolojinin Türkiye ölçeğinde sürdürülebilir
biçimde uygulanabilmesi; teknik altyapı, finansman, mevzuat, insan kaynağı ve
kurumsal koordinasyon alanlarında bütüncül bir dönüşümü gerektirmektedir.
Türkiye’de HVDC sorunsallığının
çözümü için kısa, orta ve uzun vadeli düzeylerde teknik, ekonomik, kurumsal ve
stratejik öneriler ortaya konulmaktadır:
5.1. Teknik Düzeyde Çözüm
Önerileri
Ulusal HVDC Master
Planı hazırlanmalıdır. TEİAŞ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve
üniversiteler iş birliğiyle hazırlanacak “Türkiye HVDC Strateji ve Uygulama
Planı”, öncelikli iletim koridorlarını, yatırım önceliklerini ve teknik
standartları tanımlamalıdır. Bu plan, 2050 yılına kadar uzanan bir “enerji
iletim vizyonu” sunmalıdır.
Pilot HVDC projeleri
uygulanmalıdır. Türkiye’nin doğu - batı enerji aksında (örneğin Güneydoğu
Anadolu - Marmara hattı) 500 - 1000 MW kapasiteli bir pilot HVDC hattı
kurulmalıdır. Bu uygulama, teknolojinin yerli mühendislik kapasitesine adaptasyonunu
hızlandıracaktır.
Yerli dönüştürücü ve
kontrol sistemleri geliştirilmelidir. Üniversiteler, TÜBİTAK ve özel sektör,
HVDC valf sistemleri, kontrol yazılımları ve izolasyon teknolojileri üzerinde
Ar-Ge programları yürütülmelidir. Uzun vadede, Türkiye’nin kendi HVDC
dönüştürücü istasyonlarını üretebilmesi stratejik öneme sahiptir.
HVDC - HVAC hibrit
sistemler tasarlanmalıdır. Mevcut AC altyapısının tamamen değiştirilmesi
yerine, HVAC hatlarının stratejik bölgelerde, HVDC segmentleriyle hibritleştirilmesi
teknik geçiş sürecini kolaylaştıracaktır.
Deprem ve çevresel
dayanım standartları oluşturulmalıdır. Türkiye’nin jeolojik koşulları dikkate
alınarak, HVDC hatlarının sismik dayanım testleri ve çevresel etki analizleri
ulusal standart haline getirilmelidir.
5.2. Ekonomik ve Finansal
Yaklaşımlar
HVDC yatırımları
için özel teşvik mekanizmaları geliştirilmelidir. Yenilenebilir enerji
yatırımlarına sağlanan YEKDEM benzeri bir “HVDC Destek Mekanizması”
oluşturularak, dönüştürücü istasyon yatırımları için vergi indirimi, düşük
faizli kredi ve yatırım garantisi sağlanmalıdır.
Bölgesel finansman
ve karbon kredisi desteği sağlanmalıdır. HVDC projeleri, karbon emisyonlarını
azaltıcı etkisi nedeniyle uluslararası yeşil finansman fonları, Dünya Bankası
iklim kredileri ve Avrupa Yatırım Bankası destekleri kapsamında
değerlendirilebilmektedir.
Maliyet - fayda
optimizasyon modeli oluşturulmalıdır. Enerji Bakanlığı bünyesinde, HVDC
yatırımlarının sistemsel etkilerini (kayıp azaltımı, CO₂ tasarrufu, şebeke
dayanıklılığı) analiz eden dinamik bir ekonomik optimizasyon platformu
kurulmalıdır.
5.3. Kurumsal ve Yönetsel
Dönüşüm
“HVDC Ar-Ge ve
Uygulama Merkezi” kurulmalıdır. TEİAŞ bünyesinde özel birim olarak çalışacak bu
merkez, HVDC teknolojisinin ulusal standardizasyonunu, eğitim programlarını ve
pilot uygulamalarını yürütecektir. Ayrıca üniversite - sanayi işbirliğinin
koordinasyonunu sağlayacaktır.
Yasal ve düzenleyici
altyapı güçlendirilmelidir. Elektrik Piyasası Kanunu’na, “HVDC iletim
sistemleri”ne ilişkin açık tanımlar, lisanslama prosedürleri ve yatırım güvence
maddeleri eklenmelidir. Böylece yatırımcı için belirsizlik ortadan
kaldırılmalıdır.
İnsan kaynağı
geliştirilmelidir. Üniversitelerde “Güç Elektroniği ve HVDC Sistemleri” odaklı
lisansüstü programlar açılmalı, TEİAŞ ve özel sektör mühendisleri için sürekli
eğitim ve sertifikasyon mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Ulusal veri
altyapısı oluşturulmalıdır. HVDC sistemlerinin planlanması, izlenmesi ve
entegrasyonu için merkezi bir dijital izleme ve analiz platformu kurulmalıdır.
Bu sistem, yapay zekâ destekli yük akışı ve arıza tahmin modellerini
içermelidir.
5.4. Stratejik ve
Jeopolitik Yaklaşımlar
Türkiye’nin enerji
merkezine dönüşümü için HVDC altyapısı kullanılmalıdır. Türkiye, Avrupa-Asya
enerji ağlarının kesişim noktasında yer aldığı için HVDC enterkonneksiyonları
yoluyla bölgesel enerji alışverişinde kilit bir merkez haline gelebilecektir. Kıbrıs,
Gürcistan, Irak, Azerbaycan ve Balkan ülkeleriyle kurulacak HVDC hatları,
Türkiye’yi “bölgesel enerji platformu” konumuna taşıyacaktır.
ENTSO-E ile HVDC
köprü entegrasyonları güçlendirilmelidir. Avrupa elektrik şebekesiyle sınır
ötesi enerji alışverişinde, HVDC back-to-back istasyonlarının kurulması, hem
ticaret kapasitesini artıracak hem de frekans kararlılığını güçlendirecektir.
Yenilenebilir enerji
kümelenmeleri, HVDC ağlarıyla bağlanmalıdır. Ege, İç Anadolu ve Güneydoğu
Anadolu’daki güneş ve rüzgâr yoğunluklu bölgeler, batıdaki tüketim merkezlerine,
HVDC koridorlarıyla bağlanarak, ulusal bir yeşil enerji omurgası
oluşturulmalıdır.
Enerji diplomasisi
araçları güçlendirilmelidir. HVDC projeleri, sadece teknik altyapı yatırımı
olarak değil, jeostratejik işbirliği platformları olarak ele alınmalıdır. Türkiye,
HVDC üzerinden bölgesel enerji diplomasisini etkinleştirebilecektir.
2053 Net Sıfır
hedefleriyle uyumlu ulusal strateji oluşturulmalıdır. HVDC sistemleri,
yenilenebilir enerjinin tam entegrasyonu ve karbon emisyonlarının azaltımı için
Türkiye’nin 2053 yılı iklim taahhütlerinin önemli bir bileşeni olmalıdır.
6. Sonuç
Dünya genelinde,
özellikle Avrupa, Çin ve Kuzey Amerika’da, HVDC altyapılarının yeşil enerji
politikalarıyla entegre biçimde yaygınlaşması, Türkiye için de kaçınılmaz bir
örnek oluşturmaktadır. Bu küresel eğilim, enerji sistemlerinin artık yalnızca
elektrik taşıyan hatlar değil, jeopolitik strateji hatları haline geldiğini
açıkça göstermektedir.
Türkiye’nin enerji
sisteminde HVDC’nin stratejik bir bileşen olarak konumlandırılması, ülkenin
enerji bağımsızlığına, ekonomik istikrarına ve uluslararası rekabet gücüne de doğrudan
katkı sağlayacaktır. Bu bağlamda, “HVDC sorunsallığını çözmek” yalnızca bir
teknik mesele değil, ulusal bir vizyon meselesidir. Türkiye, enerji koridoru
olmanın ötesine geçip, bölgesel enerji merkezi haline gelmek istiyorsa, bu
dönüşümün altyapısını HVDC paradigmaları üzerine inşa etmelidir.
Bu bağlamda;
çalışmada önerilen çözüm ve stratejiler, Türkiye’nin HVDC sorunsallığını çok
boyutlu biçimde aşabilmesi için bir yol haritası sunmaktadır. Kısa vadede,
pilot HVDC uygulamalarıyla teknik kapasite geliştirilmeli; orta vadede, yerli
üretim ve finansman modelleri oluşturulmalı; uzun vadede ise ulusal HVDC
omurgası tesis edilerek Türkiye’nin enerji sisteminde yüksek verimli, kararlı
ve karbon nötr bir yapı kurulmalıdır. Bu süreçte, devletin düzenleyici
kurumları, özel sektör, üniversiteler ve uluslararası finans kuruluşları
arasında güçlü bir eşgüdüm mekanizması oluşturulmalıdır.
Son tahlilde,
Türkiye’nin HVDC iletim teknolojisine geçişi, teknik bir devrimden öte
stratejik bir medeniyet hamlesidir. Bu hamlenin başarısı, Türkiye’yi yalnızca
enerjide kendi kendine yeten bir ülke değil, enerjiye yön veren bir ülke haline
getirecektir.
Kaynakça
1. CIGRÉ (2021), HVDC Transmission Systems and
Technology Review, Paris, International Council on Large Electric Systems,
2. International Energy Agency (IEA) (2022),
Electricity Transmission in Transition: The Role of HVDC Systems. Paris,
3. TEİAŞ (2023), Türkiye Elektrik İletim Sistemi 10
Yıllık Gelişim Planı (2023 - 2033),
4. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (2022), Ulusal
Enerji Verimliliği Strateji Belgesi 2024,
5. Kundur, P. (2020), Power System Stability and
Control. McGraw-Hill Education,
6. UCTE/ENTSO-E (2021), HVDC Interconnections and
Cross-Border Power Exchange Report. Brussels.
Yazarlar: Mücahit SAV, Harun ŞAHİN
Not: Bu yazı 2025 yılı Aralık ayında TESAB Bülteni için hazırlanmıştır.